Anaların Gözyaşları ve AKP-Haluk Başçıl

Antalya Çağdaş Hekimler > Anaların Gözyaşları ve AKP-Haluk Başçıl

Ülkemizde 25 yıldır yaşanan çatışma ortamı 40 binden fazla Kürt-Türk insanımızın hayatına mal oldu.  Analar 25 yıldır gözyaşı döküyor ve ölen çocuklarının anıları ile yaşamlarını sürdürüyorlar. Kürt-Türk yüz binlerce kişi yaralandı, sakat kaldı. Hayatlarının geri kalanını bu sakatlıklarının acısı ve mağduriyeti ile sürdürüyorlar.

Evet, her yıl savaşlarda 650 bin insan ölüyor.

Cahillikler Kitabı’nın radyo tanıtımında (yanlış hatırlamıyorsam) bir soru cümlesi geçiyordu. Savaşlardan üç kat daha fazla öldüren şey nedir biliyor musunuz?

Her yıl, iş kazaları  ve hastalıklarından bundan daha fazla sayıda insan ölüyor. Evet, her yıl 2 milyon insan ölüyor çalışma yaşamında. Bu zamansız ve ani ölümlerin arkasından çok daha fazla sayıda ana gözyaşı döküyor. AKP hükümeti ‘Kürt Açılımı’ adıyla başlattığı politik açılımı, ‘Demokratik Açılım’ olarak düzeltme ihtiyacı duydu. Doğru da yaptı. ‘’Kürt sorunu”  olarak her gün kullanılan kelime zihinlerde, adı üzerinden Kürtlerin çıkardığı bir problem, sıkıntı kaynağı vb anlama da yol açıyordu. Nedense sıkıntıya uğratanın adıyla değil de sıkıntıya uğrayanın adıyla ifade edilmekteydi. Dolayısıyla da mağdur kolayca suçlu duruma düşürülüyor. Bu nedenle ‘Demokratik Açılım’ kelime olarak daha sıcak ve bu ülkede yaşayan tüm insanları kapsayan bir anlam taşıyor.

Demokratik Açılım ile anaların gözyaşlarının son bulacağı söyleniyor. Bunu, bu ülkedeki milyonlarca insan gibi ben de çok istiyorum. Umarım elbirliği ile başarabiliriz.

İnsanın en temel hakkı olan yaşam hakkının sağlanması için önce o insanın varlığını kabul etmek gerekiyor. İnsanın varlığı anadilden ve kültüründen koparılabilir mi? İnsanın varlığı kendisini üretmek, yaşamını sürdürmek ve topluma katkıda bulunmak için çalışabilmesi gerekliliğinden ayrı tutulabilir mi?

Çatışma ortamından daha fazla sayıda insanı öldüren iş  kazaları ve meslek hastalıklarından ölenlerimizin analarının gözyaşlarının dindirilmesi de Demokratik Açılım’ın bir parçası  olmayacak mı? Olması gerekmiyor mu? İş kazalarında zamansız ölümlerin ardından akan gözyaşları farklı gözyaşı mı?

İstanbul Davutpaşa’da bulunan kaçak havai fişek fabrikasında 31 Ocak 2008`de yaşanan patlamada 23 işçi hayatını kaybetmiş 116 işçide yaralanmıştı. Patlamada ölenlerin yakınları bir araya geldiler. Hak ve adalet mücadelesi veriyorlar. ‘Bazı ailelere ödenen güvence bedelinin tüm ailelere ödenmesi, bilirkişi heyetinin açıkladığı rapora göre sorumluluğu olan Çalışma Bakanlığı başta olmak üzere, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Zeytinburnu Belediyesi’nin yargılanma kapsamına alınması ve sorumluların hesap vermesi, patlamanın olduğu yerde ölen işçilerin anısına bir anıtın yapılması` talep ediliyor.

Sendikalar ise, bu patlama ile işyerinin kayıtdışılığının, işçiler için işçi sağlığı tedbirleri alınmadığının, işçilerin sigortasız ve güvencesiz çalıştırıldığının bir kez daha ortaya döküldüğünü söylüyorlar. Bu patlama sonucunda sorumluluk alması gereken bütün kesimlerin; Belediye, işveren, bakanlığın sorumluluğu üzerinden attığı sürecin yaşandığı gözlenmektedir. Aileler ve sendikalar; sorumluların hesap vermesini istiyorlar.

Tuzla Gemi Endüstrisi Tersanesi’nde işçi ölümleri sıraya bindirilmiş. Sıranın kime geleceği bilinmiyor. Ha Ahmet olmuş ha Memo, ha Kürt olmuş ha Türk ne fark eder. Ama sıra işliyor. İş kazası adı altında ölümler birbiri ardına geliyor. Bu ağustos ayı itibarıyla iş kazalarında ölen işçi sayısı 127’ye ulaşmış durumda. Bu sayı sadece kayıtlı olanların ölüm sayısıdır. Kayda girmeyen ölümlerle birlikte bu sayının çok daha fazla olduğu besbelli. Eşlerini kaybeden kadınların, babalarını kaybeden çocukların, çocuklarını kaybeden annelerin dramlarını hiç dinlediniz mi? Sessizce içlerine akıttıkları gözyaşlarına tanık oldunuz mu?

Kumlamanın ne olduğunu iyi bilen kot sektörü kumlama işini dışarıya yaptırır. Kanunlar da buna son derece uygundur bu ülkede. Bir kumlama ustası 3 kuruşa bir rodeo kurar. Rodeo açmak için bir kompresör, bir hava tankı, birkaç püskürtme tabancası yeter. Tabii bir de çaresiz durumda bırakılmış, izbe bir bodrumda çalışacak işçi.  Bir kısmı Bingöl’ün Taşlıçay köyünden gelmişler birbiri ardı sıra… Her 3 gençten birisinin işsiz olduğu ülkemizde, İstanbul’daki izbe atölyelerde sigortasız çalışmak zorunda bırakılan gençlerimiz kot taşlama işiyle kot kumaşlarını beyazlatıyorlar. Kotları beyazlatan gençlerin tenleri de beyazlıyor kot kumaşıyla birlikte. Kumaşı solduran kum taneleri akciğerlerini de solduruyor. Nefes alamıyorlar artık. Sadece Taşlıçay köyünde resmi hasta sayısı 187, doktora gitmeyenlerle beraber 300 kişi.  Bir bir ölüyorlar silikozis adı verilen hastalıktan. Tıp literatüründe 10-15 yılık sürekli toz solunmasına bağlı olarak ortaya çıkan bu hastalık ülkemizde 1-2 yılda inmiş. Literatürler altüst edilmiş durumda.

Bir ülkede meslek hastalıklarının görülme sıklığı çalışan nüfusun binde 4-12’si arasında değişmektedir. Buna göre Türkiye’de yılda 30.000 – 100.000 arasında meslek hastalığı olması gerekiyor.  SGK istatistiklerine göre 2007 yılında tespit edilen meslek hastalığı sayısı 1.208’dir.  Ülkemizde her bin meslek hastalığından ancak 12 ya da 40 tanesine tanı konmakta ve kayıtlara girmektedir.

Son 25 yılda 2.774.353 kişi iş kazasına uğramış, 18.959 kişiye de meslek hastalığı tanısı konmuştur.  Son 25 yılda 30.965 kişi iş kazaları ve meslek hastalığı sonucu yaşamlarını yitirmiştir. 68.219 sürekli iş göremez duruma düşmüştür. Bu rakamlar kayıtlara giren iş kazaları ve meslek hastalıklarının sayısıdır. Gerçek sayı çok daha fazladır ve bilinmemektedir.

İş kazaları ve meslek hastalıkları kayıtlara girse de girmese de ülkemize yıllık maliyeti yılda 35 milyar TL’dir.  Buna göre son 25 yılın meslek hastalığı maliyeti yaklaşık 875 milyar TL’ye ulaşmaktadır.

AKP hükümetinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 15 Ağustos 2009 tarihinde, diğer bir deyişle Demokratik Açılım sürecinde, işçilerin işyerlerindeki can güvenlikleri ve sağlıkları ile ilgili bir yönetmelik çıkardı.

Yönetmelik; işyerlerinde ‘işverene rağmen’ işçilerin can güvenliği ve sağlıklarının yasal kurallara uygun olarak sağlanması görevi verilen işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanları ile de ilgili.

Bu yönetmelik her yıl on binlerce işçinin iş kazalarından, meslek hastalıklarından ölmeleri, bir daha çalışamayacak şekilde sakat kalmalarını azaltacak hiçbir önlem içermemektedir.

Tüm verilerin ortaya koyduğu gibi iş kazalarının, meslek hastalıklarının yaklaşık yüzde 70’sinin meydana geldiği 50’den az işçi çalıştıran işyerleri zaten bu yönetmelik kapsamı dışında.

Bu işyerlerine ilişkin düzenleme yapmak yerine düzenlemeye uyan 50’den fazla işçi çalıştıran işyerlerinde de işçilerin can ve sağlık güvenlikleri kuralsızlaştırılmaktadır. Bu kuralsızlaştırma çabalarını AKP Hükümetleri sürekli yapmakta ve yapmaya devam etmektedir. Nasıl mı? 1980 yılındaki Yönetmelikte bir işyeri hekimi, 300 işçinin çalıştığı ağır ve tehlikeli bir işyerinde işçilerin can ve sağlık güvenlikleri için ayda en az 75 saat zaman harcaması gerekirken, AKP hükümeti 2003 yılında bu zamanı 52 saate, 2009 yılında da 38 saate düşürmüştür.

Bu yeni yönetmelikle beraber işyeri hekimi için ‘işe giriş ve periyodik muayeneler ile eğitim için işçi başına yılda en az 30 dakika’ öngörülmektedir. İşçi başına 3 dakika demek Demokratik Açılıma uygun olmadığından olsa gerek, 10 işçiye 30 dakika denilmiş.
Liberallerin ‘bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler’ söylemini, muhafazakar AKP

‘Bırakınız çalıştırsınlar, bırakınız öldürsünler’ e dönüştürmüştür.

Kısacası  analar iş kazaları ve meslek hastalıklarından erken yaşta kaybettikleri çocukları için gözyaşı dökmeye devam edeceklerdir. Tıpkı Kürt ve Türk anaları gibi…

Son Yazılar

Teşekkürler

17 Nisan 2022 tarihinde gerçekleştirdiğimiz Antalya Tabip Odası seçimleri öncesi  Çağdaş Hekimler olarak,  seçimlerin sonucuna

Paylaş:

Bize Ulaşın