Binler yürüdü

Antalya Çağdaş Hekimler > Binler yürüdü

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Atatürk Devlet Hastanesi, Eğitim ve Araştırma Hastanesi başta olmak üzere işyerleri önünde

sabahın erken saatlerinde toplanan sağlık ve sosyal hizmet emekçileri çeşitli etkinlikler düzenlediler.

 

KESK ve DİSK’e üye binlerce emekçi Antalya’da iş bırakarak yürüyüşler düzenlediler.

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Atatürk Devlet Hastanesi, Eğitim ve Araştırma Hastanesi başta olmak üzere işyerleri önünde   sabahın erken saatlerinde toplanan sağlık ve sosyal hizmet emekçileri çeşitli etkinlikler düzenlediler.

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yüzde yüz katılımla iş bırakan  Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası üyeleri ile  Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyeleri Girişimi, Asistan Hekimler, ve  Tıp Öğrencileri sloganlar, şarkılar, türküler eşliğinde bir süre eylemlerini sürdürdükten sonra hastaneden ayrılarak toplanma alanına gittiler.

Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde toplanan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası üyeleri ise yaptıkları açıklamalar ve 663 sayılı KHK oylamasından sonra Güllük-TRT Kavşağına doğru sloganlarla yürüyüşe geçtiler. Defterdarlıkta iş bırakan büro emekçileri ile birlikte yürüyen sağlık emekçileri, KESK ve DİSK’e bağlı diğer sendikalar ve desteğe gelen demokratik kitle örgütleri ve siyasi partilerle  Güllük-TRT kavşağında bir araya geldiler.

Binlerce emekçi ve dostları Yavuz Özcan Parkına kadar “Gün Gelecek Devran Dönecek AKP Halka Hesap Verecek” “AKP Sağlığa Zararlıdır””Toplusözleşme Hakkımız Grev Silahımız” sloganları ile yürüdü.

Merhaba,

En uzun gecenin karanlığını, en kısa günün ışığı ile aydınlatmak için Türkiye’nin her yerinde alanları dolduran sabahın sahipleri,

Merhaba

Kapı kulu değil emekçi olduğunu haykıranlar,

Merhaba

İş, ekmek, barış ve özgürlük mücadelesi yürütenler,

Merhaba!

Grevsiz Toplu Sözleşme, Toplu Sözleşmesiz Sendika Olmaz diyenler,

Bu gün Türkiye’nin dört bir yanında hak ve özgürlüklerine sahip çıkan kamu emekçileri olarak sadece kendimiz için değil, insanca bir yaşamı hak eden bu ülkenin tüm insanları için grevdeyiz. Alanlarda omuz omuzayız.

Buradan Türkiye’nin her yerinde yüreği aydınlık bir gelecek için çarpan tüm dostlarımıza selam gönderiyoruz.

Selam olsun bu ülkenin onurlu kamu emekçilerine,

Selam olsun kamu emekçileri mücadelesinin yüz akı olduğunu bir kez daha gösterenlere.

“Bu sömürü düzenine itirazımız var” diyerek bugün alanlarda bizimle birlikte olan dostlarımız,

Hepinizi KESK Antalya Şubeler Platformu adına sevgi ve dostlukla selamlıyorum,

Değerli Mücadele Arkadaşlarım,

Bu ülkede çok uzun süredir gecenin karanlığı hâkim. Hak ve özgürlükleri için mücadele eden tüm kesimler bu karanlığa mahkûm edilmek isteniyor. AKP iktidarının yaptığı her icraat, attığı her adım bu ülkenin üzerine çöken karanlığı daha da artırıyor. Şimdi, şu saatlerde mecliste onaylanması için canla başla çalıştıkları bütçe bu karanlığı daha da zifiri hale getiriyor.  Bu gün mecliste oylanan,

Bu bütçede grevli toplu sözleşme mücadelesi yürüten kamu emekçileri yine yok.

Bu bütçede 659 TL’ye mahkûm edilen milyonlarca asgari ücretli yine yok.

Bu bütçede kıdem tazminatı gasp edilmek istenen işçiler yine yok.

Bu bütçede gübre parası bulamayan çiftçiler, köylüler yine yok.

Bu bütçede vergi yükü altında ezilen küçük esnaf yine yok.

Kısacası Bu Bütçede İnsanca Bir Yaşam Sürdürmek İsteyenler Yine Yok.

Peki, ne var bu bütçede?

Yine sermayeye teşvik, rantiyecilere kıyak var.

Asgari ücretten vergi kesintisi var.

Tüm kamu hizmetlerinin tamamen paralı hale getirilmesi var.

Eğitime ve sağlığa değil silahlanmaya ayrılan payın artırılması var.

Vergi yükünün yine bizlerin sırtına yıkılması var.

Yükün yine halkın sırtına yıkıldığı bu bütçe emekçilerin, halkın değil, sermayenin bütçesidir.

“Büyümede dünya ikincisiyiz, kişi başına düşen milli gelir 10 bin doları geçti” diye övünenlere soruyoruz?

Kim büyüyor?

Sayısını 9 yıllık iktidarınızda 4 ten 38 e çıkardığınız dolar milyarderleri mi yoksa 659 TL’ye mahkûm ettiğiniz asgari ücretli mi?

Kim büyüyor?

Teşvik üstüne teşvik yağdırdığınız sermaye mi yoksa 1000 TL’yi aşan açlık sınırının altına ittiğiniz milyonlar mı?

Kim büyüyor?

Yıllardır topladığınız deprem vergilerini duble yol yapımı için dağıtarak zenginleştirdiğiniz müteahhitler mi yoksa acının dublesini yaşattığınız depremzede Van halkı mı?

 

Değerli Arkadaşlar,

Büyüyen sadece bu iktidar, bu iktidarın yandaşları ve sözcülüğünü yaptığı sermayedir.

Emekçilerin ve yoksullaştırılan halkın ise sıkıntıları, sefaleti büyüyor. AKP iktidarı gerçekleri çarpıtmada ne kadar ustalaşsa da güneşi balçıkla sıvayamaz. Bu ülkenin gerçekleri ortadadır.

İŞTE BU GERÇEKLERİN YAŞANDIĞI ÜLKEMİZDE BİZE NEDEN GREV YAPIYORSUNUZ DİYE SORANLARA BURADAN CEVAP VERİYORUZ!

Grev Hakkımızı, Örgütlenme Özgürlüğümüzü, Özlük ve Demokratik Haklarımızı yok sayan,

Tamamen yandaş konfederasyonun siparişine uygun olarak hazırlanan,

İki aydır Bakanlar Kurulu’nda bekletilen bir yasa taslağı varken,

Açlık sınırının 1000, Yoksulluk sınırının 3000 TL’yi aştığı ülkemizde ortalama 1500 TL maaş verilerek açlığa yakın yoksulluğa uzak bir yaşama mahkum edilişimiz ortada iken,

Temel tüketim maddelerine en az %40 oranında zam yapanların “bunlar zam değil güncelleme” diyerek halkla alay ederken,

“Devrim, dönüşüm, yeniden yapılandırma” gibi cilalı sözlerin ardına sığınanların,  bizi her geçen gün esnek, güvencesiz, performansa dayalı bir çalışmaya mahkum ettiklerini görürken,

İş güvencemizi tamamen ortadan kaldırmak isteyen 657 Sayılı Kanununda değişiklik yapmaya hazırlanırlarken,

Yurttaşı “müşteriye”, kamu hizmeti vermesi gereken kurum­ları “ticarethaneye”, biz kamu emekçilerini “işletme görevlisine” çevirirlerken,

Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre 150 bin öğretmen açığı varken Ataması Yapılmayan 300 bin öğretmenin durumu ortada iken,

Sağlık alanında ise hangi kayıplarımızdan başlayalım söze,

IMF’nin talimatıyla, bir hafta sonra bitirilecek olan yeşil kart uygulaması sonucu beş milyon insanımızın sağlık güvencesinden yoksun hale getirilmesinde mi başlayalım söze,

Yoksa asgari ücretin üçte birinden fazla gelire sahip olup SGK pirimi ödemeyenlerin muayene hakkından yoksun bırakılacak olmasından mı?

“Katkı” veya “katılım payı” ile vatandaşın soyulmasından mı başlayalım söze

Yoksa kamu hastanelerini tamamen ticarethaneye dönüştürerek CEO’lara teslim eden Kamu Hastaneleri Birlikleri düzenlemesinden mi?

Yoksa kurum karlılığını artırmak adına 3-4 dakika içerisinde hastasını muayene etmesi beklenen, meslek kurallarını ayaklar altına alması istenen doktorlardan mı?

Yoksa taşeronlaştırılan 300 bin sağlıkçıdan, işçileştirilen 120 bin hekimden, günde 36 saat çalıştırılan 20 bin asistan hekimden mi?

Soruyoruz? Sendikal hak ve özgürlüklerimiz için sürdürdüğümüz mücadelemizin demokrasi mücadelesinden bağımsız olmadığını anlatmaya nereden başlayalım?

Gölgesinde büyüttüğü, üye sayısını 9 yılda 11 katına çıkardığı yandaş konfederasyon yönetimine methiyeler dizen AKP’nin mücadelemize çamur atmaya çalışmasından mı başlayalım söze,

Yoksa sendikal faaliyetlerimizin, demokratik eylem ve etkinliklerimizin yargılama konusu yapılması sonucunda 33 üye ve yöneticimizin hala hapiste tutulmasından Yönetici ve üyelerimize ceza verilmesinden mi başlayalım söze

Yoksa halkın oyuyla seçilmiş milletvekili ve belediye başkanlarının, gazetecilerin, aydınların, Avukatların, bilim insanlarının düşüncelerinden ötürü yıllardır ceza evlerinde tutulmasından mı başlayalım söze,

Yoksa N.Ç. davası sanıklarına ödül gibi cezalar verilirken, kadına yönelik şiddet ve cinayetlerinin çığ gibi artmaya devam etmesinden mi?

Yoksa Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi’nde taşeron hukuksuzluğuna karşı çıkan,  27 işçiye 27 şer yıl hapis istemiyle dava açılmasından mı?

 

Evet, Değerli Arkadaşlar,

Nereden başlarsak başlayalım söze anlatmak istediğimiz aslında gayet açıktır.

Yoksulluğun, adaletsizliğin, hukuksuzluğun hâkim kılınmak istendiği bir ülkede,

Emeğin, emekçilerin haklarının tanınmadığı bir ülkede

Demokrasiden de sendikal hak ve özgürlüklerden de söz etmek mümkün değildir.

İşte biz, emeğin haklarına ve değerlerine sahip çıkmanın demokrasiye ve özgürlüklere sahip çıkmaktan geçtiğine inan kamu emekçileri olarak,

Grev hakkımızın yasal teminat altına alındığı bir Toplu Sözleşme düzeni için,

Kamu hizmetlerinin ticarileştirilmesine,  “KHK Sultasına”, Angarya ve zorunlu fazla mesaiye,  her türlü güvencesiz çalıştırmaya son verilmesi için,

Tüm çalışanlara kadrolu iş güvencesi, insan onuruna yakışır bir ücret ve sağlıklı çalışma koşullarının sağlanması için,

Çalışma yaşamının demokratikleştirilmesi için,

Temel ücretlerin artırılmasıyla sağlanacak gerçek bir eşit işe eşit ücret sistemi için,

Ek ödemelerin tüm emekçiler için eşitlenerek emekliliğe yansıtılması için,

Net asgari ücretin açlık sınırı olan 1.000 TL’ye çıkarılarak tüm ücret ve maaşlarda bu tutarın vergi kesintisi dışında bırakılması için,

Hukuksuz, haksız ve mesnetsiz biçimde yapılan gözaltı ve tutuklamalara son verilmesi, tutukluların serbest bırakılması için,

Temel haklarımıza yapılan tüm saldırılara karşı grev hakkımızı kullanıyoruz.

Buradan AKP Hükümetini Son Kez Uyarıyoruz!

Emek düşmanı politikalardan vazgeçin! Uluslararası sözleşme ve anlaşmalarla sahip olduğumuz grevli toplusözleşme hakkımızı tanımak zorundasınız!

Eğer taleplerimize olumlu bir yanıt alamazsak, bizi çok daha kitlesel ve çok daha kararlı olarak karşınızda bulacaksınız.

Siz neo-liberal politikaları uygulamakta ne kadar kararlıysanız biz de haklarımız ve geleceğimiz için mücadele etmekte en az o kadar kararlıyız.

Yaratmak istediğiniz korku imparatorluğuna teslim olmayacak; emeğin, eşitliğin, adaletin ve barışın safında olmaya devam edeceğiz!

“Durmak yok yola devam” diyerek, baskı ve şiddetle tüm toplumu tahakkümü altına almak isteyenlere karşı  “yılmak yok mücadeleye devam” diyerek dimdik ayakta

duracağız.

Sizin tek teminatınız şiddet, baskı ve daha fazla yoksulluksa bizim teminatımız fiili meşru mücadele geleneğimizdir.

Değerli Mücadele Arkadaşlarım,

Bugün 21 Aralık. En uzun gecenin en kısa gündüzün yaşandığı gün. Bu gün karanlık her zamankinden daha erken çökecek. Gece her zamankinden daha uzun sürecek. Ama inanın yarın aydınlığa daha fazla yakınlaştığımız bir gün olacak.  Çünkü bizler biliyoruz ki, karanlığın en koyu olduğu an aydınlığın da en yakın olduğu zamandır.

Buradan hep birlikte söz veriyoruz.  Karanlığın, baskıların, yoksulluğun, sefaletin dünyasına karşı, emeğin dünyası için mücadelemizi yükselteceğiz.

Yaşasın İnsanca Yaşam Mücadelemiz!

Yaşasın Onurlu Direnişimiz!

Yaşasın KESK!

Hepinize tekrar saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Son Yazılar

Teşekkürler

17 Nisan 2022 tarihinde gerçekleştirdiğimiz Antalya Tabip Odası seçimleri öncesi  Çağdaş Hekimler olarak,  seçimlerin sonucuna

Paylaş:

Bize Ulaşın