Birlik, Dayanışma ve Halk için Çağdaş Hekimler Grubu Bildirgesi;
Sevgili Meslektaşlarımız, Sevgili Antalyalı Hekimler,
Önümüzde Antalya Tabipler Odasının seçimleri var. Antalya’da yaşayan yaklaşık 8000 hekimden birisiniz. Antalya Tabip Odasına bağlı ise 4000’in üzerinde üye hekim var.
Türk Tabipleri Birliği 1953 yılında kuruldu ve Antalya Tabipler Odası da kurulduğu yıldan beri 72 yıldır varlığını sürdürüyor. Tabip odası, sizlerin yasal temsilcisi olarak, mesleki haklarınızın Antalya’daki savunucusu olarak, hekimin mesleğini deontolojik ilkelere göre yürütmesinin yanında olmak için tanımlanmış bir demokratik kurumdur. Demokratik bir kurumdur, çünkü yöneticilerini, yönetim organlarını üyeleri, sizler seçiyorsunuz, sizler değiştiriyorsunuz.
1982 yılına kadar her hekimin mesleğini yapabilmesi için üyeliğinin zorunlu olduğu bu yapı, 12 Eylül’den sonraki kanunlarla sadece serbest hekimlik yapanların zorunlu üyeliğini gerektiren hale dönüştürülmüş ve böylece hekimler arasındaki temel bir ayrılık meslek yapısının içine sokulmuştur. Kamuda çalışan hekimlerin isteğe bağlı üyeliğinin sonucu odanın üye sayısı, kapsaması gerekenin çok altına düşmüş ve seçimlerle gelen yönetimlerin temsil yeteneği bozulmuştur.
2000’li yıllardan itibaren de bir meslek örgütü olan odaların yetki ve sorumlulukları sürekli daraltılmış ve işlevlerinin, varoluşlarının gerektirdiği karar ve uygulamaları yapamayacak hale getirildiği bir süreç yaşanmaktadır.
Hekimler kendi mesleki ve bireysel haklarını ve görevlerini tanımlama ve uygulamada özerkliklerini kaybettikçe, meslek odalarının toplum ve yöneticiler üzerindeki etkileri silikleşmekte ve dar, küçük yapılara dönüşmektedir. Mesleğimiz yüzyıllardan beri saygı gören ve toplum tarafından değer verilen bir meslek iken, ülkemizdeki bu yapısal dönüşümler ile birlikte ciddi yıpranma geçirmektedir.
Maalesef toplum ve halk gözünde yaşadığımız yıpranmada bizlerin de katkısı olmuştur. Buradaki temel sorunumuz; mesleki olarak halkımızın sağlık sorunlarıyla boğuşan en öndeki meslek grubu olmamıza rağmen, içimizdeki ayrışmalar nedeniyle kamu hekimi, devlet hastanesi hekimi, akademi hekimi, üniversite hastanesi hekimi, muayenehane hekimi, özel hastane hekimi, pratisyen hekim, aile hekimi, işyeri hekimi, spor hekimi, emekli hekim gibi gruplara ayrışıp çıkar çatışmalarıyla birbirimizle uğraşmaya dalmış olmamızdır. Bu da yetmedi, politik görüşlere ve özünde yüzeysel kalacak farklı eğilimlere göre ayrıştık; bu da yetmedi, maddi çıkarlarımızı savunmak için kurulan sendikalarda ayrıştık; bu da yetmedi, kendi aramızda oluşturduğumuz arkadaş gruplarıyla ayrıştık ve mesleki temelde, ülke sağlığıyla ilgili varoluşumuzla ilgili birlikteliğimizi kaybettik.
Bunun sonucu olarak ülke sağlık politikalarını belirleyenlerin hakkımızda aldığı her türlü karara boyun eğer durumdayız artık. Doğru bildiklerimizi savunamaz, yanlış gördüklerimizi söyleyemez, söylemekten bile çekinir hale geldik. Söylesek sesimizi duyuramıyoruz, inandıramıyoruz, gücümüzü kaybettik.
Hâlbuki ülkede, mesleğimizin bize verdiği, halkımıza doğrudan ulaşabilme özelliğinden kaynaklanan en büyük gücümüzü kullanamadık. Çünkü ülkedeki yaklaşık 200.000 hekim içinde düşünsel olarak, ruh birliği olarak çözülmüş, 10 parçaya ayrılmış ve birbiriyle çıkar çekişmeleri içinde boğulmuş durumdayız. Mesleğimizin en yumuşak karnı olan bireyselleşmeye, bireysel kurtuluşun varlığına olan inanç ve eğilimimiz, bir ölçüde kendimizi beğenmeden kaynaklanan “en iyi ben bilirim” kibrimiz birlikteliğimizin önüne geçmiş ve elimiz kolumuz bağlı hale getirmiştir.
Bütün bunların sonucunda asıl olarak parçası olduğumuz, analarımız, babalarımız, kardeşlerimiz, tüm yakınlarımız ile parçası olduğumuz halkımızın sağlık sorunlarından koptuk. Halkımız, ilerleyen süreç içinde beş dakikada bir muayenesine, doktor doktor, hastane hastane dolaşmasına, koruyucu hekimlikle ilgili haklarını kaybedişine, hastalıklarının paraya dönüşmesine, medyadaki reklam kampanyalarının kurbanları olmalarına, yeni doğan çetelerinin tezgâhlarına mahkûm edilişlerine karşı çıkamaz, onu koruyamaz olduk. Ve bütün bunlar geldi, bizim de kapımızı çaldı. Halkın yaşadığı ağır sağlık sorunlarının artık bir parçasıyız. Bizler de artık bu çürümeden kendimizi koruyamaz hale geldik. Şüphesiz biliyoruz ki bu çemberin dışında olanlar var; ama o meslektaşlarımız bir avuç ve bu süreçten memnunlar. Bizler, çoğunluk olarak sağlık emekçileri olarak halkımız ile birlikte bu çemberin içindeyiz, yaşananların parçasıyız. Ama halkımız da bu gerçeğin farkında değil; halkın sağlık hakkını savunanların yanında değil. Sağlık sisteminde yaşadığı sorunların sorumlusu olarak bizleri görüyor, çarpık sistemle uyum içinde olanlar gibi sanıyor hepimizi.
Ne yapmalıyız?
Şu bir gerçektir ki bu ayrışmış halimizle, karşı karşıya kaldığımız hiçbir sorunu çözemeyiz. En büyük gücümüz, birlikteliğimiz ve halkımızın yanımızda olmasını sağlayabilmemizdir.
Yapabilir miyiz?
Bu darmadağınıklık içinde en temel mesleki etik ve temel insanlık değerleri zemininde bir arada olmaz mıyız? Yaşadığımız süreç; sağlıkta temel insan haklarının, anayasal hakların, mesleki hakların ve bilimsel teknolojik gelişmelerden eşit vatandaşlar olarak yararlanabilme, ücretsiz sağlık hakkı ve sağlığını koruyabilmek olduğuna göre, bunları savunmada yan yana duramaz mıyız? Halkımıza bunu anlatamaz mıyız? Halkımızın karşılaştığı sorunlardan ayrı bir düzlemde olmadığımızı kavrayamaz mıyız? Halkımız ile birlikte temel sağlık ve meslek haklarımızı savunamaz mıyız?
Ayrışmayı değil, birlikte olmayı ve halkımız ile bütünleşerek temel anayasal sağlık haklarımızı, insanlık haklarımızı savunmak için hepinizi göreve davet ediyoruz.
Akıllarımızı, duygularımızı, düşlerimizi ve güçlerimizi birleştirebilirsek hiç kuşkumuz olmasın, sağlık sistemine karar verenlerin karşısında boynu bükük kalmaz; sadece kendi mesleğimizi değil, halkımızın da sağlıklı ve mutlu bir yaşam hakkını birlikte koruyabilir, kazanabiliriz.
- Hekimler olarak her hastamıza yeteri kadar zaman ayırmak istiyoruz, hiçbir güç bizleri mesleki sorumluluk ve vicdanımızı susturmaya yöneltemez.
- Hekimler olarak emeğimizin karşılığını istiyoruz. Hiçbir gücün yaptığımız işin değerini ayaklarının altına almasına izin vermeyiz. İzin verirsek en başta halkımız ve ardından biz kaybederiz.
- Hekim olarak yaptığımız işin ticari bir meta gibi performans kıstaslarıyla ölçülmesini kabul edemeyiz. Yaptığımız işin değerinin sayılar ile kâğıt parçalarıyla ölçülmesine göz yumamayız.
- Ülkenin en yüksek vergi veren, belki de hep birlikte en çok vergi veren mesleğinin üyeleri olarak ülke bütçesine olan katkılarımızın hesabını sorma hakkımızdan feragat edemeyiz.
- Asgari ücretin açlık sınırında olduğu bir düzende, emeğimizin değerini biz savunmaz isek, yoksulluk sınırının altında tanımlanan ancak performans aldatmacası ile yükseltilmiş görünen ücretlere dönüştürülen kandırmacalara gözümüzü kapatırsak en büyük kötülüğü mesleğimize, gelecek meslektaşlarımıza yapmış oluruz.
- Yoksulluk sınırının altındaki emeklilik maaşlarına mahkûm edilmeyi, eşit işe eşit ücret verilmemesini kabul edersek; kendimize, yaşlılığımıza, evlatlarımıza, ailelerimize ihanet etmiş oluruz. Emeklilik ikramiyelerimizin kuşa çevrilip, yıllarca maaşlarımızdan yapılan kesintilerin başka yerlere aktarılmasını kabul edemeyiz.
- Özel hastanelerde, ASM’lerde sağlık emekçisi olarak çalışırken, şirket kurdurup şirketin patronuymuşuz gibi tanımlanmayı, sağlık sisteminin tüm sorunlarının üzerimize yıkılmasını, sistemin akıl almaz katakulli uygulamalarını kabul edemeyiz.
- Acilen mesleğimizin dayandığı en temel ilkelerde bir araya gelip, demokratik ve çağdaş bir anlayış ile halkımızın sağlığı ve hekimlik için sizleri toplaşmaya, güç olmaya davet ediyoruz.
Saygı ve sevgilerimizle
Birlik, Dayanışma ve Halk için,
Antalya’lı Çağdaş Hekimler
Prof. Dr. Hilmi Uysal
Şubat 2026 / Antalya


