Aile hekimliği; sağlıkta geriye gidişin öyküsü -Bülent Nazım Yılmaz

Antalya Çağdaş Hekimler > Aile hekimliği; sağlıkta geriye gidişin öyküsü -Bülent Nazım Yılmaz

15 Eylül 2005 tarihinde Düzce’de aile hekimliği uygulamasının başlamasıyla birlikte Türkiye sağlık ortamı yeni bir döneme girmiştir.

15 Eylül 2005 tarihinde Düzce’de aile hekimliği uygulamasının başlamasıyla birlikte Türkiye sağlık ortamı yeni bir döneme girmiştir. Bu tarihte sadece sağlık ocaklarının kapatılması ilan edilmemiştir. 15 Eylül 2005 tarihinde uzun yıllardır sürdürülen sağlıkta özelleştirme sürecinde önemli bir aşamaya gelindiği; sağlıkta dayanışmanın, koruyucu sağlık hizmetlerinin, ekip hizmetinin ve eşitlikçi sağlık anlayışının simgesi olan sağlık ocaklarıyla birlikte bu değerlerin de döneminin bittiği ilan edilmiştir. Bu nedenle yaşananları salt sağlık alanına mahkum eden bir anlayışın dışına çıkıp süreci diğer siyasal dinamikleriyle ele alma zorunluluğumuz vardır.

Sağlık ocaklarına giden yol…

Bugün yaşanılanları değerlendirebilmemiz için sağlık ocaklarının kurulmaya başlandığı 1960’lı yıllara bir göz atmak işimizi kolaylaştıracaktır. Sağlık ocaklarının da içinde yer aldığı sağlıkta bu yeni dönemi acaba hangi koşullar, nasıl bir siyasal ortam hazırlamıştır?

İkinci Dünya Savaşı’ndan Hitler faşizminin yenik çıkması ile bu yenginin mimarı olan Sovyetler Birliği’nin ve dolayısıyla sosyalizmin başta Avrupa olmak üzere tüm dünyada etkisi artmıştır. Bir çok ülkede sosyalist rejimler kurulurken, bu devrimlerden etkilenen özellikle Asya ve Afrika’nın sömürge ülkeleri bağımsızlık mücadelelerinden başarıyla çıkmaya başlamışlardır.

Tüm bu gelişmelerin yanında kapitalist dünyada sınıf mücadeleleri yeni bir evreye girerek siyasal yaşamın temel belirleyeni halini almıştır.

Bu gelişmelerden Türkiye’de nasibini almaya başlamıştır. Özellikle 1950-1960 dönemi ülkemizde kapitalist ekonominin gelişimiyle beraber işçi sınıfının gelişimini ve örgütlenişini de beraberinde getirmiştir. Bu çerçevede 1952 yılında Türk-İş kurulmuş, özellikle ‘60’lı yıllara işçi eylemleri damgasını vurmuş ve bu süreç DİSK ve TİP’in kurulmasıyla beraber yeni bir döneme evrilmiştir.

Emek mücadelesindeki ve örgütlenmesindeki yükseliş, dünyada esen sosyalizm rüzgarının etkisi, sosyal devlet anlayışı ve uygulamalarının giderek ülkemizde de yerleşmesine ve gelişmesine neden olmuştur.

Çok kısaca sağlıkta sosyalizasyon ve sağlık ocakları böyle bir siyasal tablonun varlığında gerçekleşmiştir.

Bu tablonun oluşumunda sağlık alanındaki gereksinimler kadar gelişen emek mücadelesi de belirleyici olmuştur.

Geriye gidiş…

1980’li yılların sonu ve ‘90’lı yılların başında Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Doğu bloğunun çözülmesiyle beraber dünya çapında yeni bir siyasal döneme girilmiştir. Yeni liberalizm olarak adlandırılan bu dönemin çalışanlar açısından temel özelliği kapitalist devletlerin soysal devlet uygulamalarına son verip ve emekçilerin kazanımlarını olabildiğince yok etme çabalarıdır. Bu dönem içerisinde piyasa ekonomisi ülkelere dayatılmış, küreselleşme adı altında uluslararası alanda sermayenin dolaşımını engelleyen etmenler ortadan kaldırılmış, özelleştirme politikaları ön plana çıkarılmış, esnek çalışma yöntemiyle örgütlenmenin önü kesilip, emek örgütleri zayıflatılmıştır. Tüm bu olanlar sosyal devlet uygulamalarının daha kolay bir biçimde sonlandırılmasına neden olmuştur. Bu çerçevede sağlık alanında da birçok hak kaybı yaşanmış ve bu liberal dönemin karakterine uygun yeni sağlık anlayışları dışarıdan devşirilmiştir. Sağlık ocaklarının kapatılıp aile hekimliği uygulamasına geçilmesi de bu liberal ve dayatmacı anlayışın bir parçası ve gereğidir. Sağlıkta yaşanılan tüm bu olup biten de IMF, Dünya Bankası, uluslararası finans çevreleri ve onların ülkemizdeki uzantıları etkin bir rol oynamışlardır.

Aile hekimliğinin kısa Türkiye tarihçesi…

Türkiye’de sağlık; cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir zaman tamamıyla kamusal bir hizmet alanı olmamıştır. Özellikle muayenehaneler aracılığıyla sağlık sürekli piyasa ile ilişkilendirilmiş ve topluma da bu anlayış genel olarak kabul ettirilmiştir.

Ancak özellikle 1960-1980 arası dönemde Türkiye sağlık ortamı önemli değişimler yaşamış ve sağlığın kamusal alandaki belirginliği arttırmıştır. Yukarıda kısaca belirtmeye çalıştığım gibi dönemin siyasal özelliği ve buna paralel sağlık örgütlenmesindeki değişimler, sosyalizasyon yasasının çıkarılması ve sağlık ocaklarının yurt çapına yayılması sağlığın kamusal karakterinin artmasının temel nedenleridir.

Ancak 1980 darbesi ve onun destekçileri sağlıktaki bu anlayışa cepheden tavır aldılar. Daha darbenin ilk aylarında Tam Gün Yasası’nı kaldırdılar, sürekli sağlığın ücretsiz olamayacağını ifade ettiler ve 1981 yılında sağlıkta teşvik uygulamasını başlatıp kamu fonlarının özel sektöre aktarılmasını sağlayarak sağlığın piyasalaştırılması dönemini resmen başlattılar.

1983 yılında ANAP iktidara geldi. Bugüne kadar süren ve artık büyük oranda yaşama geçen sağlıkta özelleştirme uygulamalarını, adına “sağlıkta reform” diyerek önemli bir aşamaya getirdi. Bunları yaparken de en önemli propaganda ve toplumu ikna etme aracı olarak da aile hekimliği söylemini kullandı. ANAP ve ondan sonra gelen iktidarlar dönemlerinde sağlık reformlarının adları sıkça değişse de aile hekimliği söylemi ve ısrarı hiç değişmedi.

Peki ilk kez aile hekimliğini bir adres olarak kim gösterdi? Dr. Ata Soyer, 9 Kasım 2000 tarihinde Evrensel gazetesinde yer alan “1980 Sonrası Sağlıkta Neler Oldu” başlıklı yazı dizisinde buna İhsan Doğramacı olarak yanıt veriyor. İhsan Doğramacı’nın sağlık ocağı ve toplum hekimliği anlayışına karşı aile hekimliği fikrini gündeme getirdiğini dile getiriyor. İhsan Doğramacı’nın 12 Eylül sonrasının baskıcı, antidemokratik ve özelleştirmeci üniversite uygulamasının başlıca sorumlusu olduğunu düşünecek olursak, aile hekimliği uygulamasını onun dile getirmesinin de ne kadar manidar olduğunu anlayabiliriz.

Sistematik olarak aile hekimliğini Türkiye sağlık ortamına Yıldırım Aktuna, Serdar Savaş ikilisi sokmuştur. Serdar Savaş, Halil Şıvgın’ın Sağlık Bakanlığı döneminde göreve getirilmiş, Dünya Bankası bakanlık ilişkilerini sağlama ve düzenlemede önemli katkıları olmuştur. 1990’lı yıllardaki ilk genel sağlık sigortası ve aile hekimliği yasa tasarılarının hazırlanmasında Serdar Savaş’ın önemli katkı ve etkinliği olmuştur.

Yıldırım Aktuna’nın sağlık bakanı olduğu dönemde düzenlenen 1. ve 2. Ulusal Sağlık Kurultayları özellikle genel sağlık sigortası ve aile hekimliğine zemin hazırlama amacıyla gerçekleştirilmiş, ancak TTB’nin ve halk sağlığı camiasının çabaları sağlık bakanlılığının başarıya ulaşmasını engellemiştir.

Tüm bu uğraşların sonunda aile hekimliği ilk kez 1996 yılında devletin resmi kayıtlarına girmiştir. 1996 yılında yayınlanan 7. beş yıllık kalkınma planında, aile hekimliği hakkında kanunun çıkarılması ve aile hekimliği hizmet birimlerinin geliştirilmesi gerektiğinden söz edilmektedir. 2000 yılında yayınlanan 8. beş yıllık planda ise “kentsel kesim birinci basamak sağlık hizmeti kapasitesi geliştirilecek, semt polikliniği uygulaması yeniden başlatılacak, piyasa şartlarında hizmet üreten özel sağlık kuruluşlarının imkanlarından yararlanılacak ve aile hekimliğine geçilecek” denilerek sağlıkta özelleştirme ve aile hekimliğinde devletin kararlı olduğu net bir biçimde ifade edilmiştir.

1980’de başlayan, 1990’larda hızlanan sağlıkta özelleştirme süreci 2000’li yıllarda önemli bir mesafe katetmiştir ve sonuçta 2005 yılında “Düzce Aile Hekimliği” uygulamasıyla önemli bir aşamaya gelinmiştir. Bugün itibarıyla ellinin üzerinde ilde pilot uygulamaya geçilmiştir. Burada unutulmaması gereken nokta bu uygulamaların sınıf mücadelesinin dibe vurduğu AKP iktidarı dönemine rastlamasıdır.

Son söz yerine…

Aile hekimliği sağlıkta özelleştirmenin çok önemli bir bileşeni olduğu gibi, sağlıkta özelleştirme politikalarını gizlemenin bir yolu ve sağlıktaki bu yeni döneme toplumun karşı çıkmasını engelleyen bir araç olarak kullanılmaktadır. Bu aracın varlığı sağlığı özelleştirenler açısından son derece hayati önem taşımaktadır. Çünkü aile hekimliğini bir sağlık sistemi olmaktan öte bir propaganda ve toplumu ikna etme aracı olarak görmekte ve düşünmektedirler.

Sağlık ocakları sağlıkta dayanışmanın, ekip hizmetinin, bilimselliğin, topluma parasız ve eşit sağlık hizmeti verme mücadelesinin stratejik merkezleri olarak görülüyordu. O nedenle sağlık ocaklarının kapatılması daha çok bu anlayışların yok edilmesiyle ilgilidir. Sağlıkta yeni dönemi planlayanlar bu anlayışların karşısına birinci basamağın özelleştirilmesi, liberalizasyonu anlamına gelen aile hekimliği modeliyle çıkmışlardır. Önümüzdeki yıllarda sınıf mücadelesinin kızışması kuşkusuz bu iki anlayışın daha ciddi kapışmasına neden olacaktır.

Evrensel Gazetesinden alınmıştır

Son Yazılar

Teşekkürler

17 Nisan 2022 tarihinde gerçekleştirdiğimiz Antalya Tabip Odası seçimleri öncesi  Çağdaş Hekimler olarak,  seçimlerin sonucuna

Paylaş:

Bize Ulaşın