‘Domuz Gribi’ ve sistem (Ali Özyurt)

Antalya Çağdaş Hekimler > ‘Domuz Gribi’ ve sistem (Ali Özyurt)

Pandemik İnfluenza ‘A H1N1v bağlı’ya tüm dünyada on milyonlarca insan hastalığa yakalanırken bir o kadarı da hastanelere başvuruyor. Bunların yüz binlercesi hastanelerde yatıyor ve on binlerce hasta yoğun bakım ünitelerine alınmak zorunda kalırken yine binlerce hasta ölüyor.

Pandemi insan yaşamında ya bir kez görülür ya da hiç görülmez. 20. Yüzyılın ilk pandemisi 1918-1920 arasında görülen ve İspanyol gribi olarak adlandırılmıştır. Yaklaşık 100 milyon (Dünya nufusunun % 5’i) kişinin öldüğü bildirilmektedir. 21. Yüzyılın ilk pandemisi ise 2009 yılında baş gösterdi. Adını bu kez Domuz Gribi koydular. Hollandalılar ilk görüldüğü ülkeden yola çıkarak Meksika Gribi diyorlar.

Aradan geçen 90 yılda gerek beslenme, gerek sağlıktaki ve teknolojideki gelişmeler milyonlarca kişinin ölümüne izin vermese de yüz milyonların hastalığa yakalanmasını önleyemeyecek. Bunun temel nedenlerinden birisi kapitalist tarzı üretim biçimidir. Artık virüsler gen değişikliğine uğrayarak daha öldürücü olabiliyor ve yeni çıkan virüslere karşı bağışıklık gelişmediği için milyonlarca insana bulaşabiliyor.

Kapitalist üretim biçimi sağlıkta hastayı müşteri gözüyle gördüğü için trilyonlarca dolarlar ileri tanı ve tedavi için harcanırken ucuz olduğu ve kâr getirmediği için hâlâ Verem’den, Sıtma’dan, Kolera’dan ölümlerin önüne geçemiyoruz. Sağlıkta tedavi edici hizmetlere yapılan aşırı yatırım sonucu koruyucu sağlık hizmetleri geri planda kalmaya devam ediyor. Koruyucu sağlık hizmetlerine önem verilmemesi, beslenme bozuklukları, aşılanmaların tam yapılamaması, .çevre kirliliği, artan nüfus, kalabalık ortamlarda yaşama zorunluluğu, insan dolaşımının artması gibi nedenler de domuz gribi gibi hastalıkların ortaya çıkması ve yoksul kesimleri daha çok vurmasına neden oluyor.

Kâr getirmeyen ve kamu eliyle yürütülmesi gereken bir hizmet olan koruyucu sağlık hizmetlerine neo-liberal politikalar, DTÖ, IMF gibi uluslararası örgütler ve ilaç sanayisinin tröstleri izin vermiyorlar. Obama’nın getirmeye çalıştığı sağlık reformuna Cumhuriyetcilerin karşı olma nedenlerinde birisi de kamu eliyle sağlık hizmetlerinin sunulacak olması ve 1 trilyon doların devlet eliyle heba edileceğidir. Oysa kapitalist sistemde ölen ölür kalan sağlar bizimdir anlayışı egemendir.

Bu domuz gribi Pandemisi sonrasında da küresel kapitalist krizden çıkarsak şaşırmayalım. Çünkü dünyanın en büyük üçüncü sektörü olan ilaç sanayisi üretim rekorları kırıyor. Milyarlarca dolarlık aşı siparişleri verildi. Yine milyarlarca dolarlık virüs tedavisinde kullanılan ilaçların anlaşmaları imzalandı. Temizlik maddeleri, dezenfektan satışlarında tarihi rekorlar kırılıyor.

Kapitalizm bir kez daha vahşi yüzünü gösteriyor. Milyonlarca insan hastalanırken, on binlercesi ölürken milyar dolarlar kapitalist tröstlerin kasalarına akarak ekonomik krizin kurbanı yine yoksul halk kesimi oluyor. Finans kapitalin kasaları domuz gibi şişerken diyeti de domuz gribine yakalanıp ölen yoksul halk kesimi ödüyor.

Ülkemizdeki ölümlere bakacak olursak. Sağlık Bakanlığı ölümleri basın bildirileri ile açıklıyor: İlk ölüm haberi 24 Ekim 2009 tarihinde geldi. Bir sağlık emekçisi ve taşeron işçiydi. Yaşı henüz 29 idi. Köyünde toprağa verildi. Hem yoksul, hem köylü hem taşeron hem de ezilen idi. Gazeteler haberi şöyel verdiler: “Sabah saatlerinde morgtan alınan M.G.’nın cenazesi Kalecik ilçesi Satılar köyüne götürüldü. Öğlen vakti kılınan cenaze namazının ardından M.G.’nin naaşı köy mezarlığında toprağa verildi. M.G.’nin evli ve 3,5 yaşında bir kızının olduğu öğrenildi.”

Sonra ölüm haberleri peşi sıra gelmeye başladı. Bunlar da ilki kadar ayrıntı yoktu. Sağlık Bakanlığı ikinci basın bildirisinde şöyle diyordu:”Pandemik grip nedeniyle çeşitli illerde tedavileri sürdürülen hastalarımızdan 21 yaşında bir erkek ve 11 yaşında bir kız çocuğu olmak üzere 2 vatandaşımız maalesef hayatını kaybetmiştir. Bu vefatlarla beraber Pandemik gripten kaybedilen vatandaşlarımızın sayısı 21 olmuştur.”

Peşi sıra bildiriler gelmeye başladı:” Pandemik grip nedeniyle çeşitli illerde tedavileri sürdürülen hastalarımızdan 26,52 ve 60 yaşında üç erkek ve 2 yaşında bir kız olmak 4 vatandaşımız maalesef hayatını kaybetmiştir. Bu vefatlarla beraber Pandemik gripten kaybedilen vatandaşlarımızın sayısı 27 olmuştur.”

Artık basın bildirilerini kaleme alanda yorgunluktan ya da umarsızlıktan olsa gerek Cuma günkü son bildiri şöyleydi:” Pandemik grip nedeniyle çeşitli illerimizde 20 vatandaşımız daha maalesef hayatını kaybetmiştir. Bu vefatlarla beraber Pandemik gripten kaybedilen vatandaşlarımızın sayısı 60 olmuştur.”

Bildirilerin ortak noktası ölenlerin tümünün vatandaş olmasıydı. Ayrıntıya girilmiyordu. Ama vatandaşların öldükleri illere, ilçelere ve gömüldükleri köylere baktığımızda bunların sade vatandaş olduğu gözden kaçmıyordu. Peki bu sade vatandaşlar kimin umurundaydı. Sayısal olarak verilen bu ölüm rakamları önümüzdeki ay yüzleri, 2010’da binleri ve Pandeminin sonlanmasının beklendiği Mayıs ayında on binleri bulabilir. Yine Sağlık Bakanlığı yaptığı bilmem kaçıncı basın açıklamasında farklı bir şey söylemeyecektir. Örneğin bir karlı Şubat sabahında bugün 100 vatandaşımız daha hayatını kaybetti şeklinde bir basın bildirisi ile karşılaşırsak şaşırmayalım. Ya da Nisan sonunda havaların ısınmaya yüz tuttuğu bir Pazar akşamı bakanlık müjdeli haberi verebilir. Şöyle ki; “Bugün ilk kez hiçbir vatandaşımız ölmemiştir. Toplam ölen vatandaşımız ise 5000’dir.”

Gerçi biz yazı yaşarken onların kışı yaşadığı Güney yarımküredeki Avustralya örneğini alacak olursak bizdeki ölüm sayısı 1000’i geçmemesi gerekir. Ancak oradaki Avustralya yurttaşı ile Türkiye vatandaşı arasındaki farklılıkları hesaba katmaz isek. O nedenle Sağlık Bakanı’nın verdiği 5000 sayısı pek de yabana atılmamalıdır.

Bir de aşılama yeterli düzeyde olmaz ise, aşılar gecikmeye başlarsa bu ölümler özellikle 13 milyonu bulan okul çocukları olmak üzere, gebelerde, kronik hastalığı olanlarda ve 5 yaş altı çocuklarda daha da artarsa şaşmayalım.

Beni asıl düşündüren konu ise vatandaşa sıra gelince sıfatların kullanılması, ölenlerden birisi sade vatandaş değil de mesela bu ülkenin en zengini olan Koç ailesinden birisi olsaydı Sağlık Bakanlığı bu ölüm haberini nasıl verecekti çok merak ediyorum. Bir muzırlık yapıp yanıtını vereyim: KOÇTAŞ (!)

 

Peki bunca ölüme bu kadar sessizlik neden?

Bir mizahi deneme yapmaya ne dersiniz:

Çünkü Onlar;

Cumhuriyetin ilk milyoneri Koçtaş değil,

Darbeci Cumhurbaşkanı değil.

‘Aşı olmam ben’ diye efelenen Kasımpaşalı Başbakan değil,

Dolmabahçe görüşmesi yapılan paşalar değil,

Müritlerinin bakan olduğu Menzil şeyhi hiç değil,

Peki Kim O Vatandaşlar?

Onlar bu halkın en yoksul tabakası ver unuttuğumuz işçi sınıfının doğal üyeleri,.

Onlar bir hastanede boğaz tokluğuna çalışan taşeron işçiler,

Onlar okula yırtık ayakkabıyla giden, beslenmesi bozuk, yüzü donuk fakir öğrenciler,

Onlar işsiz ve güçsüz bir ailenin beş ferdinin tek oda da yattığı yurdum insanları,

Neden ‘vatandaş’ sıfatını yapıştırırız onlara?

Çünkü onlar kurtuluş savaşının isimsiz kahramanlarıdır.

Bir zamanlar kurtuluşun neferleri, devrimin öncüleriydiler.

Şimdiyse onlar kokuşmuş kapitalist düzenin ‘posaları’dır.

 

Onlar bizim, ötekileştirdiğimiz, sadaka kültürüne biat ettirdiğimiz T.C. vatandaşlarıydılar…

Son Yazılar

Teşekkürler

17 Nisan 2022 tarihinde gerçekleştirdiğimiz Antalya Tabip Odası seçimleri öncesi  Çağdaş Hekimler olarak,  seçimlerin sonucuna

Paylaş:

Bize Ulaşın