Ulusalcılığın Sefaleti-Osman Öztürk

Antalya Çağdaş Hekimler > Ulusalcılığın Sefaleti-Osman Öztürk

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Büyük Kongresi önceki hafta sonu yapıldı. Kongre telaşı ve yorgunluğuyla geçen haftaki yazıyı yetiştiremeyince değerlendirme zorunlu olarak bu haftaya kaldı.

Aday gruplardan birincisi AKP’nin sağlık politikalarına karşı yürüttüğü hekimlerin büyük desteğini kazanan mevcut yönetimdi.

Kendine “Ulusal Hekim Dayanışması” adını veren rakip grup dört tabakadan oluşuyordu.

Piramidin tabanında altmış yıllık siyasi hayatları ilkel bir komünizm düşmanlığı ve emperyalizme hizmetten ibaret olanlar yer alıyordu.

Onların hemen üzerine yıllarca ABD emperyalizmi ve Alman nazizminin uzantısı olmakla itham ettikleri faşistlerin aslında ne kadar “ulusalcı” olduğunu şimdilerde keşfeden nasyonal sosyalistler çıkmıştı.

Üçüncü sıraya kendine ait ne bir siyasi görüşü, ne de hekimlik ortamıyla ilişkisi olmayan; bütün alameti farikası TTB düşmanlığından ibaret, her türlü omurgasız ittifakın kronik jokerleri yerleşmişti.

Piramidin tepesine ise bidayette ANAP’lı, akabinde DSP’li, hitamında CHP’li bir eski mebus oturmuştu. TTB başkan adaylığı, CHP’nin “merkez sağ kadrolara yöneliş” projesinin bir tezahürü müydü; yoksa fırıl fırıl cenah değiştirmeye dayanan siyaset anlayışının bir sonucu muydu bilmem ama pek bir iğreti durduğu aşikardı.

Kendi başlarına ortaya çıkamayan iktidar yandaşlarının payına da yardım ve payandalık kalmıştı.

Grubun sağlık konusundaki görüşleri tam evlere şenlikti. AKP’nin sağlık politikalarını emperyalistlerin projesi olarak görenlerle “reform” olarak niteleyenler; SSK hastanelerine el konulmasını gasp olarak tanımlayanlarla sağlık hizmetlerinin tek elde birleştirilmesi olarak yorumlayanlar; Genel Sağlık Sigortası’na şiddetle itiraz edenlerle TTB’nin GSS’ye itiraz etmesini kendi ayağına kurşun sıkmasına benzetenler; aile hekimliğini özelleştirme olarak tanımlayanlarla Türkiye’nin bir gerçekliği olarak kabul edenler kongre boyunca müthiş bir kakofoni oluşturdu.

***

Sağlık konusunda neredeyse hiçbir ortak görüşü olmayan bu Bremen Mızıkacıları’nın üzerinde birleştiği asgari ve azami müşterek ulusalcılıktı.

Akla ziyan zanlarınca iç ve dış güçler el ele vererek ulusal bağımsızlığımızı tehdit ederken TTB yeterli duyarlılığı göstermiyor, emperyalizme karşı gerekli tavrı almıyordu. Bu nedenle TTB Başkanı Gençay Gürsoy değil, Suat Çağlayan olmalıydı.

Ne var ki, başkan adayları 1999-2002 yılları arasında DSP’de milletvekilliği, hatta birkaç ay da bakanlık yapmıştı. Siyasi kariyerinde Mezarda Emeklilik, Tahkim, Telekom, Şeker, Tütün yasaları, Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı gibi iç ve dış güçlerin dayatmasıyla ulusal bağımsızlığımızı tehdit eden bilumum icraat yer alıyordu.

TBMM’de her altı ayda bir önüne gelen İncirlik tezkerelerine el kaldırıp indirmiş; yaptığı konuşmaların birinde dost bildiği ABD işgalciliğine övgüler düzmüştü.

Bütün bunlara karşı müdafaası ise tam bir biçarelikti. Bu milletin vekili olarak yaptıklarının mesuliyeti ona değil, partisine ve içinde yer aldığı koalisyona aitti. Kendisi sadece bir aktördü.

İşin ilginci böyle bir siyasi sicil sözde ulusalcılar için hiçbir sorun oluşturmuyordu. Onlara göre ulusalcı olmak için ne antiemperyalist, ne antifaşist, ne de antikapitalist olmak gerekiyordu. Gerekli ve yeterli tek şart Kürt düşmanlığıydı.

***

Kongrenin ikinci günü yapılan seçimlerde TTB’nin sağduyulu/solduyulu delegeleri bu siyasi sefalete gerekli cevabı verdiler.

TTB’nin yeni dönem başkanlığına elli yıldır sosyalist mücadelenin içinde yer alan Gençay Gürsoy seçildi.

Evrensel Gazetesinden alınmıştır

Son Yazılar

Teşekkürler

17 Nisan 2022 tarihinde gerçekleştirdiğimiz Antalya Tabip Odası seçimleri öncesi  Çağdaş Hekimler olarak,  seçimlerin sonucuna

Paylaş:

Bize Ulaşın