Kâr eden hastaneler de satış yolunda-Güray Kılıç

Antalya Çağdaş Hekimler > Kâr eden hastaneler de satış yolunda-Güray Kılıç

Hükümet, Kamu Hastane Birlikleri tasarısıyla, ulus ötesi şirketler ve onların temsilcileri olan IMF ve Dünya Bankası’nın talebi üzerine yük olarak gördüğü sağlıktan elini çekmeye, vatandaşı piyasanın vahşi kurallarıyla baş başa ve çaresiz bırakmaya hazırlanıyor.

AKP hükümetinin ikinci döneminde Sağlıkta Dönüşüm’ün son perdesi açılıyor. IMF ve Dünya Bankası eliyle ülkemize dayatılan programı eksiksiz uygulama gayretine giren AKP, attığı adımlarla toplum sağlığı için tehlike çanları çaldırıyor.

Verimliliği artırmak adına kamudaki tüm hastaneleri tek çatı altında toplayan ve işçilerin primleriyle oluşturulan SSK hastanelerine bir gecede el koyan hükümet, şimdi de eğitim hastaneleri başta olmak üzere büyük illerdeki 400 devlet hastanesinin özelleştirilmesini gündeme getiriyor. Hatırlanacağı gibi ‘tek çatı’ gerekçesiyle gündeme getirilen Kamu Yönetimi Temel Kanunu ile bu kurumların yerele devredilmesi ve çok parçalı hale getirilmesi amaçlanmıştı. Cumhurbaşkanı Sezer tarafından veto edilen bu girişim şimdi Kamu Hastane Birlikleri Pilot Uygulama Hakkında Kanun Tasarısı ile yeniden gündeme getirilmektedir.

Hastane kaynağını kendi bulacak

Pilot olduğu iddia edilen bu yasanın esas amacı tek çatıyı 40 parçaya ayırmaktır. Bu uygulamayla, Sağlık Bakanlığı’na bağlı yaklaşık 800 hastaneden 400’ünü eğitim hastanesi ve devlet hastanesi ayrımı yapmaksızın ‘birlik’ adı altında toplamak ve bu birliklere yapılan genel bütçe katkısını ortadan kaldırmak hedeflenmektedir. Hükümetin bir sonraki adımı bu birliklerden kârlı olanlarını özelleştirmek yani sağlık tekellerine satmak olacaktır.

Yasanın genel gerekçesinde ‘Hastanelerin madde ve insan gücü anlamında her türlü kaynağı sınırsızca merkezden talep etme yerine kendi kaynaklarından karşılamaları’ ifadesi yer almaktadır. Yani artık genel bütçeden kamu hastanelerine pay ayrılmasına son verilecektir. Mevcut durumda zaten sadece devlet memuru olan çalışanların maaşlarını ödeme düzeyine indirilmiş olan bu katkının tümden ortadan kalkması söz konusudur. Bu durumun bir diğer ifadesi ‘Kaynağını kendin bul’ talebidir. Kaynağın kimler olduğu ise gün gibi ortadadır: Müşteri olarak görülecek hastalar.

Yasa tasarısına göre hastaneler hizmet altyapısı, organizasyon, kalite, verimlilik ve hasta memnuniyeti ölçütlerine göre aldıkları puanlarla A, B, C, D, E olmak üzere beş sınıfa ayrılmaktadır. Yaklaşık 10 hastaneden oluşacak grupların, sınıfı C ve üzeri olanları birlik haline getirilecektir. Verimliliği düşük, yani kâr etme potansiyeli olmayan E sınıfı hastaneler ise Sağlık Bakanlığı’nda kalacaktır.

Birliklere ticaret odası damgası!

Söz konusu yasaya göre hastane birliklerinin yönetim kurulları birliklerin en üst karar organı olacaktır. Yedi kişiden oluşacak yönetim kurullarına Sağlık Bakanlığı iki, il genel meclisi iki, valilik bir, ticaret odası bir kişiyi tayin edecektir. İl sağlık müdürü ya da yardımcısı ise diğer bir üyeliğe getirilecektir. Bu dağılımdan da görüleceği üzere, yönetim kurulunda sadece iki hekim üye yer alacaktır. Geriye kalan üyeler, kamuda ya da özel sektörde en az sekiz yıl deneyimi olan işletmeci, mali müşavir ve hukukçular arasından belirlenecek, iktidarın doğrudan belirlediği üç, valinin atadığı bir üye ile birlikte toplam dört üye merkezi iktidarın etkisiyle saptanmış olacaktır. Yerele devredilmiş olarak görülen yetkinin gerçekte daha küçük parçalar halinde merkezi iktidarca kullanılacağı ise açıktır. Bu sayede iktidar partisinin yerel kadrolarının nemalanacağı yeni alanlar yaratılmış olacaktır.

Yönetim kurulunda hastane çalışanlarının ya da tabip odalarının temsilcilerinin yer alması akla bile getirilmemiş, ancak ticaret odası temsilcisi unutulmamıştır. Bu da kamu hastane birliklerinin kamu yararını gözeten kurumlar değil, kâr amacı güden işletmeler olacağı gerçeğini açıkça ortaya koymaktadır.

Binalar kiralanıp devrediliyor

Yasa tasarısının üçüncü maddesiyle ‘Birliğin her türlü araç, gereç, malzeme, taşınırları ile tapuda birlik adına kayıtlı taşınmazların üzerindeki yapı ve tesisleri ile birlikte satmak, kiralamak, devir ve takas işlemlerini yürütmek; Hazine’ye ait ve birliğe tahsisli taşınmazlar üzerindeki yapı ve tesisler ile birlikte tahsis amacı doğrultusunda kiraya vermek, işletmek, işlettirmek’ yetkisi birlik yönetim kuruluna verilmiş durumdadır. Bunun anlamı şudur; örneğin Numune Hastanesi’nin yeni yapılan bir binası tahsis amacına uygun olarak sağlık hizmeti üretmek üzere özel hastane zincirlerine verilebilecektir.

Madde 6’da ‘Tıbbi uzmanlık hizmetinin satın alınması, laboratuvar ve görüntüleme hizmet alımına ilişkin giderlerin’ belirtilmesi, hastane binaları satılmasa da taşeronlaştırma marifetiyle hastanenin bizzat ürettiği sağlık hizmetlerinin özelleştirileceğini ele vermektedir.

Bu taşeron şirketlerin sağlık hizmetlerinin bütünlüğünü bozması, eğitim hastanelerinde sürdürülen uzmanlık eğitimini ortadan kaldırması, çalışanlarını kölelik koşullarında çalıştırması bir yana, ucuza mal edip yüksek kâr elde etmek hırsıyla sağlık hizmetlerine darbe vuracağını tahmin etmek güç olmasa gerektir.

Sürgün ya da sözleşmeli çalışma

Yasa tasarısı, kamu hastanelerindeki çalışma düzenini de kökten değiştirmektedir. Birliğin en üst düzey yöneticisi olan genel sekreter ve hastanenin en yetkili kişisi olan hastane yöneticisi hekimler arasından değil, işletme, iktisat, maliye, hukuk alanlarından belirlenecek bir kişi olacaktır. Bu durumda başhekim işletmeci kökenli hastane yöneticisine bağlı olarak çalışacaktır.

Halen 400 hastanede 657’li devlet memuru olarak çalışan başhekim ve yardımcıları, müdür ve yardımcıları, büro elemanları, başhemşire ve yardımcıları görevden alınacaktır. Sayısı beş bine ulaşan kamu görevlilerini ise iki seçenek beklemektedir: Başka bir hastaneye sürgün edilmek ya da kimlerden ve nasıl oluştuğu ortada olan yönetim kurulunun insafında sözleşmeli çalışmak. Hükümet tarafından dayatılan Anayasa’ya aykırı bu düzenlemeyle Cumhuriyet tarihinin en büyük bürokrat kıyımının yolu açılacaktır.

Tasarının dördüncü maddesinde yer verilen, ‘Sözleşmeli personelin haftalık çalışma süresi emsali devlet memurları ile aynıdır. Belirli sürede bitirilmesi gereken işler söz konusu olduğunda, sözleşmeli personel normal çalışma saatleri dışında veya hafta tatili ve resmi tatillerde de çalışmak zorundadır. Bu çalışmaları karşılığında sözleşmeli personele herhangi bir ek ücret ödenmez’ ve ‘Sözleşmeli personel serbest olarak sanat ve mesleklerini icra edemez’ hükümlerinden anlaşıldığı üzere, bu çalışma biçimi bir süre sonra sözleşmeli çalışmaya zorlanacak sağlık personeline dayatılacaktır.

Hastanede çalışacak azami personel sayısı ise yönetim kurulunun görüşü alınarak bakanlıkça her yıl yeniden belirlenecektir. Bunun ‘verimliliği sağlama’ adına daha az personelle daha çok iş yapmak anlamına geleceği ortadadır. Bu anlayış hayata geçirilirse birçok sağlık çalışanının kendilerini kapı önünde bulacağı açıktır.

‘E tipi’ hastaneye sürgün!

Kamu hastane birliklerinde devlet memuru olan personele şimdilik sözleşmeli zorunluluğu getirilmemektedir, ancak yaşanan deneyimlerden bilinmektedir ki kısa bir zaman sonra çeşitli yöntemlerle bu personel seçim yapmaya zorlanacaktır (Telekom örneğinde olduğu gibi). Önümüzdeki dönemde kamu hastanelerinde çalışanları zorlu bir tercih beklemektedir: Bir süreliğine yüksek ücretle sözleşmeli çalışma ya da ‘E tipi’ hastaneye düşük ücretle sürgün!

Birlik sermayesi, devredilen döner sermaye, birlik kârları, bağış ve yardımlar ve ‘gerektiğinde’ devletçe yapılacak yardımlardan oluşacaktır. Devletin yapacağı katkı ‘yardım’ olarak tanımlanmaktadır. Bu da açık olarak sosyal devletin son kazanımlarından olan devlet hastanelerinin ortadan kaldırılacağı anlamına gelmektedir.

Birlik gelirini esas olarak sağlık hizmetlerinin satışından elde edecektir. Tesislerin ve yapıların işletilmesinden, kiraya verilmesinden, satılmasından elde edilecek gelirler de buna eklenecektir. Bu kurumlar birer şirket olarak piyasada yerlerini alacaklar ve devletin halka sunmakla yükümlü olduğu sağlık hizmetini üreten yapılar değil parası olanın yararlanacağı birer piyasa aktörü haline geleceklerdir. Birliğin giderlerini yönetim kurullarına ödenecek huzur hakkı bedelleri, personelin aylık ücret ve diğer ödemeleri, sağlık hizmet alımı ve destek hizmet alımına ilişkin gider, mesleki sorumluluk sigortasının yüzde 50’lik bölümü oluşturmaktadır. Birliklerde çalışan personelin her türlü ödemesi birlik bütçesinden karşılanmaktadır.

Kamu hastaneleri nereye?

Yasa tasarısının ana amacının devletin hastanelerini piyasanın kurallarına göre işleyen, kâr etme hedefi olan şirketlere dönüştürmek olduğu açıktır. Bu durumda parası olmayanların bu kurumlardan hizmet alamayacağı ortadadır. Yoksullara sağlık hizmeti için adres olarak, sadaka niyetine ‘performansı düşük’ ‘E tipi’ hastaneler gösterilecektir.

Açıktır ki bu yasayla AKP hükümeti, ulus ötesi şirketler ve onların temsilcileri olan IMF ve Dünya Bankası’nın talebiyle yük olarak gördüğü sağlıktan elini çekmeye, vatandaşı piyasanın vahşi kurallarıyla baş başa (ve çaresiz) bırakmaya hazırlanmaktadır. Hükümet bu tasarıyla, verimli çalıştığını düşündüğü kamu hastanelerini özerkleştirip işletme haline getirmeyi ve ardından da sağlık tekellerine satmayı, yani özelleştirmeyi hedeflemektedir.

Sağlık hizmetini metalaştıran, sağlığın kamu hizmeti niteliğinden uzaklaştırılıp kamu hastanelerini (adı üstünde) kamu hizmeti veren kurumlar olmaktan çıkaran ve kâr etmeyi hedefleyen şirketlere dönüştüren bu tasarıyı kabul etmek mümkün değildir.

Halen ülkemizde sağlık hizmetinin yüzde 80’inin üretildiği bu kurumlarda çalışan yöneticiler ve başta hekimler olmak üzere tüm sağlık çalışanlarının vahşi kapitalizmin bu acımasız koşullarında çalıştırılması kabul edilemez.

Görünen o ki, halkın vergileriyle, birikimleriyle yaratılmış olan bu kurumların haraç mezat sermayeye satılmasına, sağlığın sadece parası olanın yararlanabileceği bir ticari ürün haline getirilmesine ve çalışanlara kölelik düzeninin dayatılmasına karşı, meslek örgütlerinin, sendikalar başta olmak üzere tüm emek örgütlerinin, emekten yana siyasi partilerin ortak mücadelesinin yükseleceği sıcak günler bizleri beklemektedir.

23.11.2007 Radikal

 

Son Yazılar

Teşekkürler

17 Nisan 2022 tarihinde gerçekleştirdiğimiz Antalya Tabip Odası seçimleri öncesi  Çağdaş Hekimler olarak,  seçimlerin sonucuna

Paylaş:

Bize Ulaşın