Merhaba veya “Gitme!”-Fahrettin Erdoğan

Antalya Çağdaş Hekimler > Merhaba veya “Gitme!”-Fahrettin Erdoğan

“Merhaba” yerine belki de artık “gitme!” dememiz gerekiyor… Hani tıpkı, arkadaşlarla, tanıdıklarla vedalaşırken dudaklarımızdan dostça bir alışkanlık sonucu dökülen “Kendine iyi bak!” temennisi gibi: “Gitme!”

Neden “Gitme!”?

Çevreciler “Git” derken, doğayla barışık bir yaşamı işaret ediyorlar. Konstantin Kavafis, “İthaki”ye, belki de asla ulaşılamayacak olan o meçhul adaya gidilirken yol boyunca edinilen kazanımları; Orhan Veli “At kendini denize / Git gidebildiğin yere…” derken hürriyete atılmayı; Susanna Tamaro “Yüreğinin Götürdüğü Yere Git”le değişen gelenekler ve altüst olan değerler karşısında kendi iç dünyasıyla bir hesaplaşmayı ve Pir Sultan “Şah’a gidelim” derken bir adalet duygusunu dile getirir. Hepsi için de gitmek, insanca bir özlem, bir özgürlük arayışıdır! Elbette bu özgürlük arayışı bitmeyecek bir öykü yazımını sürdürecektir…

Peki, gitmek, “kuşkusuz bir özgürlük” müdür? Kalmak ne derece ‘tutucu’ ise, onun tam bir karşıtı mıdır “gitmek”? Ya da her gidişin özgür ve özgürleşmeye doğru olduğu söylenilebilir mi? İnsanlık tarihinin uzak ve yakın geçmişi bunların izleriyle dolu. Peki, bugünkü “gidişat” nedir? Bugün içinde yaşadığımız topluluğun/toplumun “gidişatı”, “git”in özgürlüğüne sahip olarak mı ilerlemektedir? Yoksa aslında yeni bir esarete doğru ilerleyen büyük bir göç müdür yaşanılan? Onur Akın’ın “Nereye Ey Güzel İnsanlar?” sorusunu yineleyecek olursak, gerçekten “nereye” gidiyor bugün insanlık?

Kimileri “tarihin sonu”nun geldiğini ilan ededursun, tarih (Latin Amerika’daki yükseliş bir yana, yaşadığımız konjonktürde emekçilerin zafer çığlıklarına tanık olmaksızın) kesintisiz olarak akıyor (gidiyor!)…

Teknolojinin ve iletişim araçlarının alabildiğine geliştiği dünyada, sermaye kendi globalizmini milyonlarca insanın sefaleti üzerine kurmaya çalışırken, yoksul ülkelerinde yaşayan halklar milliyetçi/gerici çığlıklar atarak birbirlerinin gırtlaklarına sarılıyor, sosyalizmin bıraktığı boşluk her türden gerici, ırkçı, liberal akımlarca dolduruldu/dolduruluyor.

“Bu dünyada artık yoksullara, eğitimsizlere, köylülere, modası geçmiş sayılanlara, farklı ütopyalar arayanlara değil; zengin olma, Amerikan tarzı yaşama, moda olma, bencil, hırslı, rekabetçi olma gibi değerlere” yer verildiği ve artık kitlesel halde buralara yönelindiği (gidildiği) gözle görülür bir gerçek değil midir?

On yıl evvel, ülkemizde düzenin “Bir yandan hergün insanların umutlarını kırarken, diğer yandan da mevcut iletişim ve reklâm teknolojisiyle yine hergün umutları imaj düzleminde de olsa tazeleyebildiği; gerçeğin çarpıtılmış veya tersyüz edilmiş biçimlerinin çeşitli imgeler, söz yığınları ve görüntülerle hergün insanların gözlerinden ve kulaklarından içeriye boca edildiği; insanların beyinlerinin böylece gerçeklikten koparılmış söz, görüntü ve seslerle kuşatılıp körleştirildiği; kapitalist ideolojinin en masum biçimler ve görüntülerin içine yerleşerek, işaretler, sesler ve sözlerden oluşan bütün bir dilin en ücra köşelerine kadar sokulduğu ve üstelik bütün bunları kendini ustaca gizleyerek yapabildiği”ni söylüyorduk…

Bütün bunların birer devamı ve sonucu olarak, “özlemsizleştirilmiş, tektipleşmiş, bireyci, rekabetçi ve kısa vadeli çıkarları dışında hiçbir şey düşünmeyen bir insan tipini yaygınlaştırmaya yönelik” bu gidişatın; “çoğulculuk adı altında teksesliliğin, global demokrasi adı altında yeni bir diktatörlüğün” (kitleler açısından da yeni bir esaretin) biçimlenmesine doğru hızla yol aldığı da yine alenen bilinen bir gerçeklik değil midir?

Günümüzdeki büyük göç özgürlüğe değil, her türden yoksulluğun derinleştiği, doğanın ve insanın alabildiğine ve insafsızca talan edildiği, göz kamaştırıcı ışıklarla süslenmiş global bir tutsaklığa yönelik yapılıyor. Dün sosyalizme doğru kitleler halinde yolculuğa çıkan yoksul halklar günümüzde ise “yeni bir umut” olarak sarıldığı milliyetçiliğe, gericiliğe, liberalizme koşuyor… Bir yanda ülkemizde “Hayata Dönüş” gibi trajedik operasyonlarla insanlar göz göre göre ölüme sürüklenirken, diğer yanda da dünyada “Terörizme Karşı, Kalıcı Özgürlük Harekâtları”yla dünyanın yoksul halkları yüzyıllık yeni bir esarete sürükleniyor…

Yani gidişat kısaca, karamsarca ve kabaca böyle!..

O halde gitme!

Özgürlük arayışlarının bitmeyeceğini, yeni öyküler yazılacağını söyledik. Seslenişimiz, özgürlük arayışının dışına düşen büyük çoğunluğadır!

“Başka bir ülke bulamazsın” seslenişidir bu!..

Oraya; sana sunulan pasif özgürlük alanlarına, dayatılmış kimlikler içinden birini seçme özgürlüğüne gitme!

“Yürüyüş kolu” yorulmadı, o “sarp ve dolambaçlı” yolda, yürüyor…

Başlarken, herkese merhaba!..

Son Yazılar

Teşekkürler

17 Nisan 2022 tarihinde gerçekleştirdiğimiz Antalya Tabip Odası seçimleri öncesi  Çağdaş Hekimler olarak,  seçimlerin sonucuna

Paylaş:

Bize Ulaşın