Sorunlarımızın Çözümü İçin Mücadele Etmeliyiz-Prof.Dr.M.Levent Döşemeci

Antalya Çağdaş Hekimler > Sorunlarımızın Çözümü İçin Mücadele Etmeliyiz-Prof.Dr.M.Levent Döşemeci

Değerli Meslektaşlarım,

Kısa bir süre sonra gerçekleşecek Tabip Odası (ATO) seçimlerinin harareti ile birlikte artan diyaloglar çerçevesinde Türk Tabipler Birliği (TTB) ve ATO’ na yöneltilen eleştirilen başında siyaset ile ilgilenildiği gelmektedir. Koruyucu sağlık hizmetlerindeki eksiklikler, sevk zincirindeki sorunlar nedeniyle hastanelere aşırı talep olması, performans-döner sermaye uygulamalarının getirdiği sorunlar, tıp eğitimindeki yetersizlikler, bütçeden sağlık hizmetleri için ayrılan payın yetersizliği, şehir hastaneleri, istihdam ve organizasyon ile ilgili problemler, liyakatsiz yöneticiler, düşük ücretler gibi daha birçok sıkıntının sermaye odaklı kapitalist sistemin bir parçası olarak sağlık politikalarındaki yanlışlıklardan kaynaklandığını ve bunları düzeltmeye yönelik söylemlerin / çalışmaların ancak siyasi olarak yapılabileceğini bu eleştirileri yapan hekimler de elbette bilmektedir. Ayrıca bu sorunlarla ilgili TTB’ nin yıllardır ne kadar çok çabaladığını da azıcık insaflı herkesin gördüğünü tahmin ediyorum. Görmeyenleri de TTB’ nin faaliyet raporlarını okumaya (en azından bir göz atmaya) davet ediyorum. Ancak TTB’ yi siyaset yapmakla ilgili eleştiriler elbette yukarıda saydığım sorunlarla ilgili siyasi çabaları içermiyor, bunu hepimiz biliyoruz. TTB’ nin temel sorumluluklarından birisi de hekimlerin hakları ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi yönündeki çabalarının yanı sıra halk sağlığını öncelemesidir. Bunu da kuruluşundan bu yana evrensel insani ve hekimlik prensipleri çerçevesinde yapmaktadır. Bu prensiplerin de temelini ırk, cinsiyet, din, etnik kimlikler, sosyo-kültürel ve ekonomik farklılıklar gözetmeksizin tüm insanlarımızın sağlık hizmetlerinden eşit olarak yararlanması, sağlığın korunması için gerekli asgari beslenme, barınma, hijyen, barış ortamı (savaş-terör-şiddet) koşullarının sağlanması oluşturmaktadır. Elbette gelir dağılımındaki eşitsizlik, yetersiz beslenme, hijyen koşulları halkın sağlığını tehdit eder ve TTB bunu önlemeye yönelik politikaları savunur, bu mu rahatsız ediyor bazılarını. Elbette savaş-terör-şiddet halk sağlığı sorunudur ve TTB her zaman barış yanlısı olmuştur, bu mu rahatsız ediyor bazılarını. TTB; ırk, din, etnisite, sosyo-kültürel farklılıkları gözetmeksizin eşit sağlık hizmetleri sunulmasını amaçlar, bu mu rahatsız ediyor? “Yok tabii ki bunlar değil” denildiğini duyar gibiyim, o halde nedir? TTB’ nin hangi söylemi, eylemi bu prensipler içinde değildir? Elbette yukarıda bahsettiğim prensipler doğrultusunda söylemlerinin kesiştiği bazı siyasi yapılar olabilir ancak biz 100 yıldır aynı prensipler doğrultusunda hareket eden bir yapı olarak söylemlerimiz geçmişte bazı farklı siyasi oluşumlarla gelecekte de başka siyasi oluşumlarla kesişebilir. Bu kesişimler TTB’ nin o siyasi oluşumlarla bir angajmanı olduğunu göstermez. İleride o siyasi yapılar yönetimde olur ve onlar da benzer politikalar uygular ise TTB bugün olduğu gibi o zaman da doğrularını söylemeye devam edecektir. Dünyadaki örneklerine de baktığımızda sağlıkla ilgili kalite kriterlerinin (anne-bebek ölüm hızları, aşılama oranları, ortalama yaşam süresi, sağlığa erişim, salgın hastalıklara yaklaşım vs), tıp eğitiminin ve bilimsel gelişmelerin hangi yönetim şekli altındaki ülkelerde daha iyi olduğu, gelir dağılımının etkileri net olarak görülmektedir. Bizim de ana amaçlarımızdan birisinin (belki de ilk önceliğimiz) hedeflediğimiz bu değerlere ulaşmamızın temelini oluşturacak çağdaş, demokratik, bilim odaklı yönetim şeklinin tesisine katkıda bulunmak olmalıdır.

antalya cagdasTTB’ nin misyonlarından biri de sağlık hizmetlerinin kalitesinin hedeflediğimiz düzeylerde olabilmesi için politikalar /stratejiler / organizasyonlar belirlemesi ve bunları hayata geçirmenin yollarını teşvik etmesidir. Bunların içinde tıp eğitiminin çağdaş düzeyde standardizasyonu, tüm hekimlerin ihtiyaç duydukları araç, gereç, tıbbi malzemelerin temini, fiziksel ortamın gerekli şekilde düzenlenmesi, hastaların muayeneleri-girişimler vs için yeterli süre ayrılması gibi birçok parametre sayılabilir. Bunların dışında, (burada asıl vurgulamak istediğim) tıbbın her alanında sağlık hizmetlerinin sunumunda birlikte çalıştığımız yardımcı sağlık personellerinin gerek sayısal gerekse kalite olarak (eğitim, tecrübe vs) yeterliliği sağlık hizmetlerinin kalitesinin belirlenmesindeki temel etkenlerden birisidir. Bu açıdan bakıldığında TTB’ nin yardımcı sağlık hizmetleri görevini yürüten arkadaşlarımızın sorunları ile ilgilenmesi, onlara destek vermesi ve dayanışmasının bazı hekimleri niye rahatsız ettiğini anlamakta zorlanıyorum. Bu düşüncelerinden birlikte görev yaptıkları mesai arkadaşlarının haberleri var mı çok merak ediyorum. Çalıştığım hastanede, bir sohbet sırasında hemşire ve tekniker arkadaşlarıma bazı hekimlerin “tabip odaları yardımcı sağlık çalışanlarının sorunları ile ilgilenmeyi bıraksınlar hekimlerin sorunlarını çözsünler” diye düşündüklerini söylediğimde gösterdikleri tepkiyi anlatamam. Bana ilk sordukları çalıştığımız hastanede hangi hekimlerin bu düşüncede olduğu idi, söyleyemedim isimlerini !!. Yani TTB diğer bütün çalışmalarını bir kenara bırakmış, hekimlerin mesleki sorunları ile ilgilenmiyor, sadece yardımcı sağlık personelinin sorunlarını önceliyor gibi bir hava yaratılmaya çalışılıyor. Ne yani hem kendi mesleki sorunlarımızla ilgili çabalar gösterip hem de mesai arkadaşlarımıza destek veremez miyiz? Mesai arkadaşları ile TTB çatısı altında dayanışma göstermeyen, kurdukları sözüm ona hekim sendikalarında (ki yasal olarak bu sendikalarda sadece hekimlerin olması mümkün değil, iş kolunu içermesi gerekiyor) yer vermeyenler bu tutumlarını çalışma arkadaşlarına nasıl açıklıyorlar acaba.

Önümüzdeki günlerde yapılacak olan tabip odası seçimi için bir grubun propaganda amacıyla hazırladığı görselde “Atatürk ve cumhuriyet ilkelerine bağlı bir tabip odası” istediklerini söylüyorlar, sanki yıllardır bu görevdeki tabip odası yönetimi ve TTB öyle değilmiş gibi. Mevcut yönetimin Atatürk, devrimleri ve Cumhuriyet ilkelerinden hangisi ile bir problemi olduğunu düşünüyorsunuz? Bunu düşündürecek eylem ve söylem ne olmuştur? Atatürk’ e sevginizin, saygınızın bizden daha fazla olduğunu mu düşünüyorsunuz? Bunu nasıl ölçüyorsunuz? Ülkemizi, halkımızı bizden daha çok mu sevdiğinizi düşünüyorsunuz? Bugüne kadar ülkemiz, halkımız için bizden daha yararlı şeyler yaptığınızı mı sanıyorsunuz? Kriteriniz her söyleminizin her görselinizin sağına soluna Türk bayrağı ve Atatürk fotoğrafı koymak mıdır? Benim ve bildiğim kadarıyla tüm arkadaşlarımın elbette ne bayrağımızla ne de Atatürk ile bir problemimiz yok ve Atamızın her bahsi geçtiğinde minnetle anarız. Ama, bu fotoğrafları her yere koyup “bakın biz koyduk onlar koymamış, biz ülkemizi-Atatürk’ ü daha çok seviyoruz, onlar sevmiyor” söylemleri ile yaratmak istedikleri algı bize saçma geliyor, bu konuda polemiğe de girmek istemiyoruz.

Son 2 yıldır tüm dünyayı ve elbette ülkemizi de derinden etkileyen pandemi süreci yaşanmaktadır. Ne yazık ki mevcut otoriter yönetim bilinen zihniyetini böyle bir süreçte bile ortaya koyarak yandaş bilim insanları ve yöneticileri ile kendi siyasi çıkarlarını önceleyerek hareket etmiş, gerçek verileri gizlemiş, konunun muhatapları olması gereken TTB ve diğer uzmanlık dernekleri ile iletişim kurmamıştır. Bu dönemde TTB ve ATO alanlarda çalışan hekimlerimiz ile sıkı bir iletişim içinde olmuş, tüm sıkıntılar ile ilgilenilmiş, çözümlerine yönelik çabalar verilmiştir. Konu ile ilgili hem yerelde hem de ülke çapında önde gelen bilim insanları ile sürekli bilgi alış-verişinde bulunulmuş, bilimsel komiteler oluşturulmuş, hekimlerimize ve kamuoyuna sağlıklı, bilim ışığında bilgiler, öneriler sunulmuştur. Bu dönemde TTB ülkenin en saygın, güvenilir kurumlarından biri olarak öne çıkmıştır. Bu ilkeli tutum elbette bilime bağlılığın otoriteye boyun eğmekten öncelikli olması ile mümkündür.

Son olarak da sorunlarımızın çözümüne yönelik ne yapılmalıdır konusuna değinmek istiyorum. Elbette sorunlarımız ve çözüm önerileri hem hükümet yetkilileri hem de kamuoyu ile paylaşılıyor ancak herkesin gördüğü üzere bir sonuç alınamıyor. Bu durumda önümüze 2 alternatif yol çıkıyor; birisi bir grup hekimin söylediği gibi “hükümeti kızdırmayalım, ikna edelim” şeklinde özetleyebileceğimiz strateji. Bu strateji aslında bence şu anlama geliyor; biat edelim, muhalefet etmeyelim-eleştirmeyelim, onlar ne istiyorsa öyle yapalım, onlar da karşılığında isteklerimizin bir bölümünü kabul edeceklerdir (bir lütuf olarak). Ya da başka bir ifade ile hükümet ile aynı siyasi görüşteki hekimlerden oluşan yönetim seçilsin, böylece isteklerimizin bir bölümünü (özellikle ücret artışı) memnuniyetleri karşılığında hediye edeceklerdir. Diğer strateji ise bilimin ışığında doğruları söylemekten-eleştirmekten vazgeçmeyip, 100 yıllık hekimlik ve evrensel insani prensiplerimizden ödün vermeden haklarımızı alıncaya kadar mücadelemizi yasalar çerçevesinde sürdürmek. Benim tercihim ikinci yol.

Prof.Dr.M.Levent Döşemeci

Son Yazılar

Teşekkürler

17 Nisan 2022 tarihinde gerçekleştirdiğimiz Antalya Tabip Odası seçimleri öncesi  Çağdaş Hekimler olarak,  seçimlerin sonucuna

Paylaş:

Bize Ulaşın